Fakülte bitti ve staj başladı. Türk hukuk sisteminin stajyer avukata tanıdığı yetkilerle meslek ve hayata dair en önemli adımları atmaya başladık.
SUDAN ÇIKMIŞ BALIK STAJYER AVUKAT Fakülte bitti ve staj başladı. Türk hukuk sisteminin stajyer avukata tanıdığı yetkilerle meslek ve hayata dair en önemli adımları atmaya başladık. Her şey, adliye koridorlarında bizlere bu kadar da olmaz dedirten uygulamalar ile başladı aslında ve maalesef uygulamadaki hukukun en önemli mağdurları biz stajyer avukatlar olduk. Bir senelik staj süresinin ilk 6 ayı adliyede, sonraki 6 ayı bir avukatın yanında geçirilmektedir. Fakat adliye stajı döneminde bir avukatın yanında çalışmak hukuken yasaktır. Dahası İstanbul barosu, staj kaydını yaptırırken hiçbir sigorta kurumuna bağlı olunmadığına ilişkin tescil kaydı istemektedir. Böylece dünyanın en riskli şehirleri arasında yer alan İstanbul’da 1 sene boyunca stajyer avukat sosyal haklarından yoksundur. Okul hayatınız bittiği için ailenizden faydalandığınız sigorta da işlevini yitirmiştir. Özel sağlık sigortanız da yok ise “ben Türk’üm bana bir şey olmaz” demekten başka çareniz yoktur. Mevcut kuralların aksine uygulamada hemen hemen tüm stajyer avukatlar aynı zamanda çalışmaktadır. Nitekim hayatlarını devam ettirebilmek için çalışmak zorundadırlar. Çünkü İstanbul barosunun stajyer avukatlara sağladığı ve avukat olduktan sonra geri ödenmesi gereken kefilli kredi aylık 250,00 TL’dir. Bu komik rakam yaklaşık 25.000 Avukatı barındıran dünyanın sayılı barosuna yakışmamaktadır. Bir başka sorunda stajınızın devam ettiği adliyelerde yaşanmaktadır. Şanslıysanız ilgili hâkim devam zorunluluğu pek aramaz, siz de kalemdekilere hayatta hiç olmadığınız kadar iyi davranarak stajınızı adliyeye işiniz düştüğünde uğrayarak halledersiniz. Avukatın yanında çalıştığınız ikinci altıncı ay daha da meşakkatlidir. Bir yandan staj eğitim merkezindeki dersler ve tez, bir yandan büro işleriniz. En çok zorlanılan konulardan biri ise adliyede, kalemlerin kafalarına göre hukuk yaratmasıdır. Çok basit bir işlemi yapmayıp, size de onun öyle olduğuna inandırmaya çalışırlar. Neticede eğer mevzuatı ve kanunları iyi bilmiyorsanız, kalemdeki kişiye ısrarcı olamayacağınızdan ötürü verilen görevi yapamadan büroya dönersiniz. Fakat şunu unutmamak gerekir. İyi bir Avukat olmayı hedefleyen idealist hukukçular için Stajyer Avukatlık dönemi çok önemlidir. Bu bir sene içerisinde öğrenilen mesleki bilgiler diğer yıllar için önemli bir yatırımdır. Bu yüzden sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışmak gerekmektedir. Dilekçe yazmak, dosya takip etmek, borçluyla konuşmak, tebligat parçası toplamak ve daha aklınıza gelebilecek her türlü iş meslek öğrenimi için çok önemlidir. Ancak birçok stajyer avukat tüm bu işleri angarya olarak görüp, kendisini ucuz işçi konumuna sokmaktadır. Hâlbuki şunun farkına varmak gerekir. Dört senelik hukuk eğitimi sonunda iyi bir hukuk bilgisine sahip olabilirsin. Belki de sahip olunan kitabi bilgiler, yanında çalıştığınız avukattan daha iyi de olabilir. Lakin Avukatlık mesleğini öğrenmek bambaşka bir şeydir. Etik kuralları, müvekkile yaklaşımı, en önemlisi uygulamadaki hukuku bilmek gerekmektedir. Eğer bir Avukat yanındaki Stajyeri bu şekilde de yetiştiriyorsa, işte bunun değeri paha biçilmezdir. Sonuç olarak, tüm bunların yolunda gitmesi için en önemli unsur bir tutam sevgidir. Eğer işinizi ve mesleğinizi seviyorsanız, ideallerinizde var ise birçok zorluklar ve engeller aşılacaktır.
KAYNAK: http://hukukcu.com/modules/smartsection/item.php?itemid=304
E-ticaret’de Vergilendirme
Stj.Av. Serhat Koç, İstanbul, Ocak 2008
E-ticaret (elektronik ticaret), geniş anlamda iletişim ve bilgi işlem teknolojisinin ticari alışveriş amacıyla kullanılma biçimidir. Bilgi ve iletişim teknolojileriyle ilgili yeniliklerin başında gelen Internet ve Internet aracılığıyla yapılan e-ticaret, çağımızın vazgeçilmezlerinden olmasıyla birlikte vergilendirme alanında bir çok sorunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Vergi düzenlemeleri, bilgi teknolojilerindeki gelişmeler karşısında aciz kalmıştır. Elektronik ticaret, coğrafi sınırları kaldırması nedeniyle, vergiden kaçınma ve vergi kaçırma imkanlarını arttırmıştır. Bu nedenle e-ticaretin nasıl vergilendirileceği konusunda ulusal ve uluslararası alanda son derece yoğun tartışmalar söz konusudur. Ülkemizde de bugün hızla gelişen e-ticaretin vergilendirilmesi konusunda yeni düzenlemeler yapılması gerekmektedir.
Vergilendirmenin temeli vergiyi doğuran olaydır. Vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın ortaya çıkması ve hukuki durumun tamamlanması ile, mükelleflerin vergi borçları doğar. İnternet üzerinde yapılan işlemlerde vergiyi doğuran olayın kavranabilmesi açısından, somut ürünlerin yanında enformasyon ve veri kaynakları gibi dijital ürünlerin alışverişinin de yapılabiliyor olmasından dolayı güçlükler ortaya çıkmaktadır. Kurumlar vergisi, gelir vergisi, gümrük vergisi vb. vergiler kanunlaşırken geleneksel ticaret yöntemleri esas alınarak tanımlamalar getirilmiştir. Dolayısıyla global ticaretin geçerli olduğu dünyamızda mevcut vergi kanunlarıyla, e-ticaretin vergilendirilmesinde yetersiz kalınacağı açıktır. Vergi konusunun yeterince tanımlanamaması, matrahın gerektiği şekilde kavranamaması ve çifte vergilendirme gibi değişik problemlerin ortaya çıkması olasıdır. [1]
Elektronik ticaretin mevcut kanunlarla takip edilmesi ve denetimi güç olduğu gibi mevcut mevzuata göre vergilendirilmesi de vergiden kaçınmaya sebebiyet verebilecektir. Gelir idaresi, elektronik ticaretin teknik kısmındaki gelişmeleri yakından takip etmeli ve hukuki alt yapının oluşturulması sırasında vergi kanunlarında değişiklik yapılmasını sağlamalıdır.[2]
Bugün internet ile ilgili verilen hizmetlerdeki vergi yükünün (KDV) diğer hizmetlerle eş değer tutulması, bir şekilde internet’in gizli olarak vergilendirilmesi sonucunu doğurmaktadır. [3]
E-ticaretin farklı ülkelerde gerçekleştirilmesi kazancın elde edilmesi için yapılan harcamaların ne kadarının hangi ülkeye ait olduğunun bilinmesini gerektirdiğinden hem hukuki hem de teknik problemler ortaya çıkabilmektedir.
E-ticaretin vergilendirilmesi konusunda temelde en azından gelişmiş ülkeler arasında bir görüş birliği vardır. Bu ülkelerin benimsediği vergileme ilkeleri şu şekilde sıralanabilir: global bir yaklaşımın belirlenmesi, yeni vergiler getirilmesi, çifte vergilemeden kaçınılması, rekabet eşitliği olması, sade, açık ve uygulanabilir olması, etkin, verimli ve adaletli olması, esnek olması, tüketici gizliliğine önem verilmesi, satıcılara eşit muamele edilmesi, aşırı kontrollerin minimize edilmesi, vergilendirilme koşullarının ortak tanımının yapılması, yapılacak tüm düzenlemelerin Anayasa’ya uygun olması. [4]
Bu noktada ülkemizde son yaşanan bir gelişmeye bakacak olursak: ekim 2008’de ‘Google’a Büyük Operasyon’ başlıklı internet haberinde; “Daha önce hiçbir web sitesi bu kadar detaylı incelenmemişti. Resmi kurumların büyük Türk sitelerinden istediği belgelerin, internet devinin başını ağrıtabilecek seviyede olduğu zannediliyor.”[5] ifadeleri kullanılarak sorunun reklam gelirlerinde olma ihtimali üzerinde durularak: dileyen herkesin, internet üzerinden web sitesine Google reklamları alabilmesi veya dilediği web sitelerine de reklam verebiliyor olmasının sonucunda maliyenin bu reklam gelirlerini vergilendirme düşünce ve çabası içinde olduğu haberi verilerek bir nevi uyarı gerçekleştirilmiş bulunuluyor. Google Türkiye ofisinin fatura kesmediği çünkü sadece bir tanıtım ofisi olduğununun altının çizilmesi[6] sonrasında Google Türkiye’ nin kazançları için Türkiye Devletine vergi vermediği fikrinin çok daha fazla konuşulacaği da muhtemeldir.
Türkiye’nin en büyük alışveriş sitelerinden biri ve ebay ortağı olan gittigidiyor.com’a göreyse de “Sitede alışveriş yapan her kişi veya kuruluş kendi vergisini ödemekle mükelleftir. Dolayısı ile sitede satış yapan kullanıcılar vergisel ve hukuksal olarak satışlarından kendileri sorumludurlar. Kısaca sistemde satış yapan kurumsal kullanıcılar sattıkları her ürüne belge düzenlemek ve doğacak vergileri ödemekle yükümlü olup kullanılmamış/kullanılmış ikinci el ürün satan bireysel kullanıcılar ise, sattıkları ürüne belge düzenleyemeyeceklerinden belirli çerçevede vergiden muaftırlar.”
Bir firmanın e-ticaret yoluyla elde ettiği gelir türünün hukuken ticari kazanç veya gayrimenkul sermaye iradı olarak sınırlandırıldığı görülmektedir. OECD ülkeleri ve ABD’de gayrimenkul sermaye iradı ile ticari kazançlar aynı tür vergilendirme rejimine tabidir. Elektronik ticaret yapan satıcının gayrimenkul sermaye iradı kabul edilen gelirleri çoğu ülkede zaten kaynakta kesinti yolu ile vergilendirilmektedir.
Ticari kazanç ya da gayrimenkul sermaye iradı şeklinde sınıflandırılmış dijital mal ve hizmetlerin sunumundan elde edilen gelirler, ülkeler arası vergi anlaşmaları gereği tam olarak tanımlanamamaktadır. OECD ülkeleri uygulamalarında bir yazara, bir mucide ya da bir yayıncıya hakların devredilmesi karşılığında düzenli aralıklarla ödenen para veya menfaatler toplamı, gayrimenkul sermaye iradını ifade etmektedir. Örneğin; internet üzerinden indirilen bir yazılımın satılması veya yeniden üretilmesi şeklinde kazanç elde edilebilmesi halinde, bu kazançlar gayrimenkul sermaye iradı sayılır. Gizli teknik hizmetlerin sunulması ve kullanılması sonucu elde edilen ve web sitesi sahiplerince telif ücreti karşılığı yayımlanan bilgilerden elde edilen gelirler de, gayrimenkul sermaye iradı kabul edilir.
Yine de e-ticaret sonucu elde edilen gelirlerin büyük bir kısmının ticari kazanç olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Öyle ki bir web sitesinden yazılım, müzik, video, kitap gibi dijital ürünlerin indirilmesi, Internet üzerinden yapılan yazılım güncellemeleri ve eklentilerinden elde edilen kazançlar, ticari kazançtır.
Gelir vergisi açısından dijital ürünlerin satışından elde edilen gelir, ticari gelir olarak nitelendirilebileceği gibi, gayrimenkul sermaye iradı ya da hizmet olarak da vergilendirilebilir. Bu durum, özellikle gelirin uluslar arası vergilendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bilindiği gibi ülkelerin büyük bir kısmı hem kendi sınırları içinde gelir elde eden yabancıları hem de kendi sınırları içinde yerleşik kişileri ya da merkezleri kendi sınırları içinde olan firmaları, gelir ya da kurumlar vergisiyle vergilendirmektedirler. Ortaya çıkacak olan çifte vergilendirilme probleminin öncelikli çözüm yolu, ülkeler arasında yapılan vergi anlaşmalarıdır.
Elektronik ortamda gerçekleştirilen global ticaret, gelir üzerinden alınan vergilerde vergileme hakkının hangi ülkede olduğu konusunda belirsizliklere yol açmaktadır. Çok uluslu şirketler ürünlerini bir ülkede tasarlamakta, başka bir ülkede üretmekte, diğer bir ülkede ise satmaktadırlar. Böylelikle kâr transferlerini gerçekleştirerek yükümlü oldukları vergilerden kaçınabilmektedirler.
OECD ülkelerince varılan anlaşmaya göre e-ticaret tüketimin yapıldığı yerde vergilendirilecektir. Belirtilen nedenlerle bütün ülkelerin sadece yerleşim yerine göre geliri vergilendirmesi bir sabit işyeri belirlenme mecburiyetini ortadan kaldırmasının yanı sıra, problemi, ulusal hale dönüştürecektir. Bu konuda uluslararası internet hukukunun oluşturulması bir zorunluluk halini almıştır.
[1] http://www.ymm.net/e-ticaret/boylevergi.html
[2] Aziz ÖZBEK, “Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi”, Vergici ve Muhasebeciyle Diyalog, Sayı: 149, Eylül 2000, s.38-39
[3] Ercan ALPTÜRK, “Internet’te Alışveriş Sitelerinin Vergisel Yükümlülüklerine İlişkin Değerlendirmeler”, Yaklaşım, Sayı: 107, Kasım 2001, s.152
[4] Habib YILDIZ, “Elektronik Ticaretin Vergilendirilmesi”, Vergi Dünyası, Sayı: 255, Kasım 2002, s.142-143
[5] http://shiftdelete.net/buyuk-operasyon-googlea-reklamgelirleri_6550-s2.html
[6] http://mothandmoth.blogspot.com/2008/11/btz-biliim-teknolojileri-zirvesi-2008.html
Kaynak: http://hukukcu.com/modules/smartsection/item.php?itemid=286

Son Yorumlar