YALAN BEYANDA BULUNACAKLARI BEKLEYEN BÜYÜK TEHLİKE

On 03 Şubat 2010, in Genel, by Avukat Denizhan Aktoprak

Son yapılan düzenlemelerle bir çok resmi işlemlerin ikmalinde vatandaşlardan nüfus cüzdanı sureti, ikametgah ilmühaberi, sabıka kayıt belgesi, sağlık raporu gibi belgelerin istenilmesine son verilerek beyan esaslı bir sisteme geçilmiştir. Bu sayede zaman, emek ve parasal yönden büyük bir tasarruf sağlanacak ve vatandaş belge temin etmek için çektiği çilelerden kurtulacaktır. Ancak resmi belge tanziminde yalan beyanda bulunmak sahtecilik suçları kapsamında olduğundan tahmin edilemeyen ağır sonuçları bulunmaktadır. Makale bu ağır sonuçların hatırlatılarak vatandaşın ağır mağduriyete maruz kalmaması amacıyla hazırlanmıştır.

Yaşar GÜÇLÜ
Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı
Hukuk Müşaviri

KAMU HİZMETLERİNİN SUNUMUNDA
BEYANIN ESAS ALINMASI ÇERÇEVESİNDE
YALAN BEYANDA BULUNACAKLARI BEKLEYEN TEHLİKE

Aslında hepimiz kanıksadığımız için şikayet etmemize rağmen çok da garip görmediğimiz, bürokratik sistemimizin bir özelliği halinde kabul ederek esprilere konu ettiğimiz; resmi başvurularda çoğu zaman kamu kurumlarının bilgisinde olmasına rağmen kurumlar arası bilgi paylaşımı bulunmadığından tekrar tekrar bir çok bilgi ve belgenin vatandaşlardan istenilmesinden son yapılan değişikliklerle vazgeçilip vatandaş beyanının ön plana çıkarılmasıyla büyük bir adım atıldı.
Atılan bu adım; sadece vatandaşların işlerinin kolay yürümesi açısından değil, ülkenin gelişimi, emeğin, zamanın, ve paranın boş yere harcanmaması açısından büyük bir atılım olup ayrıca devletin vatandaşına bakışındaki olumlu değişimin de bir göstergesidir. Artık devlet vatandaşını, gözetlenip, denetlenmesi, devamlı kontrol edilmesi gereken potansiyel suçlu ve güvenilmez bireyler olarak değil, kendisine hizmet götürülmesi gereken; kural olarak, söylediği aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilen, Devletin olmazsa olmaz unsuru saygın bireyler olarak görmeye başlamış adeta devlet efendi ve hükmedici konumundan inerek olması gereken mekanizmaya yani onu oluşturanlara hizmet mekanizmasına dönüşmüştür.
Bu çerçevede 31 Temmuz 2009 tarih ve 27305 sayılı Resmi Gazetede “Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik” yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu yönetmeliğin “Başvuru sahibinden bilgi ve belge istenmesine ilişkin esaslar” başlıklı 8. maddesinde “İdare, hizmetleri yerine getirirken başvuru sahibinden istediği bilgi ve belgelerle ilgili düzenlemelerinde aşağıdaki ölçütleri esas alır:
a) Düzenlemeler beyan esas alınacak şekilde hazırlanır.
b) Zorunlu olmadıkça, işlemin tekemmülü aşamasına kadar belge talep edilmez.
c) İş sınavlarına müracaat safhasında sadece sınav için gerekli belgeler istenir; göreve başlamak için gereken belgeler ise sınavı kazananlardan istenir.
ç) İdarenin görevi gereği kendisinde bulunan bilgi ve belgeler ile daha önce başvuru sahibinden alınarak kurum kayıtlarına aktarılan ve değişmediği başvuru sahibi tarafından beyan edilen belgeler yeniden istenmez.
d) İstenen belgenin aslının getirilmesi hâlinde, belgenin fotokopisi, aslına uygunluğu kontrol edildikten sonra ilgili görevli tarafından isim ve unvan yazılarak tasdik edilir.
e) Diğer idarelerin elektronik ortamda paylaşıma açtığı bilgi ve belgeler, başvuru sahibinden istenmez. Ancak, bu bilgi ve belgelere kolayca erişim için gerekli bilgiler istenebilir.
f) Başvuru sahibinden adlî sicil kaydı istenmez, bunun yerine yazılı olarak beyan istenir. Başvurunun form kullanılarak yapıldığı hâllerde, formda adlî sicil beyanı bölümü ayrılır. İdare, beyanın doğruluğunu adlî sicil bilgilerini verebilecek mercilerden teyit eder. İlgili merciler, gerekli bilgileri, teknik altyapısı hazır olan kurumlara elektronik ortamda derhal, diğer hâllerde en geç üç işgünü içinde verir.
g) Başvuruda istenen belgeler, idarece sayma suretiyle belirtilir. İstenen belgeler arasında, idare tarafından istenecek diğer belgeler veya benzeri belgeler gibi muğlâk ibarelere yer verilmez.
ğ) Başvuru sırasında istenen formlar idarenin internet sayfasında da yayımlanır.”
denilerek kamu hizmetlerinin sunumunda ve resmi işlemlerin tesisinde, başvuru sahiplerinin beyanlarını temel alan, aksi sabit olana kadar beyanların doğruluğunu karine olarak kabul eden bir sisteme geçilmiştir.
Bu çerçevede yine aynı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişiklikleriyle bürokrasinin azaltılması ve işlemlerin basitleştirilmesine yönelik Başbakanlık, bakanlıklar ile bazı bağlı ve ilgili kuruluşlara ait 170 adet yönetmelikte değişiklik yapılarak başvuranların ikmal etmesi gereken belgeler yerine bu belgelerle tevsik edilecek durumların beyanı esası benimsenmiştir.
Bir örnek vermek gerekirse:
15/06/1993 gün ve 21608 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Başbakanlık Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin Müfettiş yardımcılığı giriş sınavı işlemleri başlıklı 22nci maddesinde yazılı sınavı kazanan adaylardan istenecek belgeler arasında “a) Nüfus Cüzdanının aslı veya tasdikli sureti, b) Sağlam ve her türlü iklim ve yolculuk şartlarına dayanıklı olduğuna dair tam teşekküllü resmi hastanelerden alınacak sağlık kurulu raporu, c) Askerlik görevini yaptığını veya tecil durumunu gösterir belgenin aslı veya tasdikli sureti, e) Cumhuriyet Savcılığından alınan sabıka kaydı belgesi” sayılmışken yapılan değişiklikle, nüfus cüzdanının aslı veya tasdikli sureti yerine T.C. Kimlik Numarası beyanı, tam teşekküllü hastanelerden alınacak sağlık kurulu raporu yerine Sağlıkla ilgili olarak görevini devamlı yapmaya engel bir durum olmadığına dair yazılı beyanı, askerlik durum belgesi yerine Erkek adayların askerlikle ilişiği olmadığına dair yazılı beyanı, sabıka kayıt belgesi yerine sabıka kaydı olmadığına dair yazılı beyan yeterli görülmüştür.
Zira artık bütün kamu kurumları ve hatta bilgisayar başında oturan herkes bilgi ağlarına doğrudan bağlı ve izin verildiği ölçüde herkes dilediği bilgiye dilediği zaman ulaşabilmektedir. Dolayısıyla temeli iyi oluşturulduğunda her hangi bir resmi başvuruda duruma göre başvuranın sabıka kaydının olup olmadığı, askerliğini yapıp yapmadığı, TC vatandaşı olup olmadığı, hangi okullardan mezun olduğu, sağlık problemlerinin bulunup bulunmadığı elektronik ortamlarda yer alan resmi veri tabanlarından kolaylıkla çıkarılabilmektedir.
Aslında uzun süreden beri bu tür veriler veri tabanlarına işlenmesine rağmen personelin elektronik bilgi bankalarına ulaşımlarının engellenmesi, elektronik ortam hakkındaki bilgi kıtlığı, mevzuatla getirilen mecburiyetler, kökleşmiş yazılı belge dosyalama alışkanlıkları gibi bir çok nedenlerle hala yerli yersiz her durumda sabıka kayıt belgesi, sağlık raporu, askerlik durum belgesi, mezuniyet belgesi, nüfus cüzdanı örneği, ikametgah belgesi benzeri bir çok belge müracaatçılardan istenilmekte ve insanlar birkaç günlerini ve hatta birkaç haftalarını bu belgeleri ikmal etmek için harcayabilmekteydiler.
Kamu kurumları kendi bünyelerinde çalışan personelin bile her yıl basılı formlar göndererek emekli sicil numarası, kurum sicil numarası, nüfus cüzdanı bilgileri, ve sair şahsi bilgilerini tekrar tekrar isteyebilmekteydi.
Bütün bu gereksiz işlemler nedeniyle beyana dayalı işlem sisteminin getirilerek zamandan, emekten, malzemeden tasarruf sağlanacak olması sevindirici bir gelişmedir.
Ancak; malum olduğu üzere sistemler bir bütün olarak işlerler. Bütünün içerisinde yapılacak bazı ufak değişiklikler kimi zaman umulmayan büyük sakıncaları da beraberine getirebilir. Bu nedenle sistemde değişiklikler yapılırken bu değişikliğe bağlı bütün mekanizmaların da ona göre ayarlanması bir zorunluluktur. Aksi takdirde sağlanan kolaylıkların ardından, kolaylıklardan yararlanacak vatandaşlar için istenmeyen büyük tehlikeler de ortaya çıkabilir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabında “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölümünde 197 ila 212inci maddeler arasında sahtecilik suçları sıralanmıştır.
“Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” başlıklı 206ncı maddede “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” hükmü yer almaktadır.
Benzer hüküm 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanununun “CÜRÜMLER” başlıklı ikinci kitabının, “Ammenin İtimadı Aleyine Cürümler” başlıklı Altıncı Babının “Evrakta Sahtekarlık” başlıklı üçüncü faslının 343üncü maddesinde “Her kim resmi bir varaka tanzimi esnasında kendisinin veya başkasının hüviyet ve sıfatı yahut mezkur varaka ile sıhhati ispat olunacak sair ahval hakkında memurine karşı yalan beyanatta bulunursa bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar husule geldiği takdirde üç aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.
Eğer mezkur varaka tevellüdat, münakehat ve vefiyata yahut adli işlere müteallik bulunursa fail altı aydan iki seneye kadar hapis olunur.” hükümlerine yer verilerek yalan beyanla resmi evrak tanzim ettirme fiili de evrakta sahtecilik kapsamında yer almış idi.
Yargıtay’da 765 sayılı eski TCK’nun 343üncü maddesinde tanımlanan suçun karşılığının 5237 sayılı TCK’nun 206ncı maddesinde tanımlanan suç olduğu görüşündedir.
“…Sanık deneme süresinde işlediği görevli memurlara yalan beyanda bulunma suçu nedeniyle, 765 sayılı TCY’nın 343/2, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuç olarak 711.828.000 TL ağır para cezasına mahkum edilmiştir. 647 sayılı Yasanın 4/4. maddesi uyarınca uygulamada asıl mahkumiyet çevrilen para cezasından ibaret olduğundan, 765 sayılı TCY’nın 95/2. maddesindeki “evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yada hapis cezasına mahkumiyet” koşulu bulunmadığından somut olayda, aynen infaz koşulları oluşmamıştır. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazı yerinde olup, kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Diğer yönden, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında yer almamakla birlikte anılan suç, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 206. maddesinde düzenlenmiş ve üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasını, gerektirir hale getirilmiştir….” (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20/02/2007, E: 2007/6-41, K: 2007/40)
…Sanığa atılı yankesicilik suretiyle hırsızlık suçundan yapılan soruşturma esnasında sanık sıfatıyla ifadesi alınırken görevli polis memurlarına kimliği hakkında yalan beyanda bulunmaktan ibaret eyleminin 765 sayılı TCK’nın 343/2. maddesi (5237 Sayılı TCK’nın 206. maddesi) kapsamında değerlendirilmesi ve bu suçla ilgili davaya bakmanın ve delilleri değerlendirmenin Asliye Ceza Mahkemesinin görevi dahilinde olduğundan görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiş O Yer C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 15.01.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.” (Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 15/01/2007, E: 2006/10239, K:2007/131)
Ancak 765 sayılı Kanunda suçun unsurları arasında “umumi veya hususi bir zararın husule gelmesi” yer almakta iken 5237 sayılı Kanunda bu unsura yer verilmemiş ve “resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan beyanda bulunma” yeterli sayılarak suçun oluşması kolaylaştırılmıştır.
Görüleceği üzere bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunma suçu “sahtecilik” suçları içerisinde yer alan bir suçtur.
Bir çok kanunda, sahtecilik suçları kamu görevlerine getirilmeye, bazı mesleklerin icrasına veya seçimle gelinen bazı görevlere seçilemeye engel hal olarak öngörülmüştür.
Bu çerçevede sahtecilik suçları;
19/03/1969 tarih ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 5. maddesinde; avukatlığa engel olarak;
18/12/1953 tarih ve 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 4. maddesinde, ezacılık yapmaya engel olarak;
11/04/1928 tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 5728 sayılı Kanunla değişik 28inci maddesinde, hekimlik mesleğinin icrasına engel olarak;
09/03/1954 tarih ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanunun 5728 sayılı Kanunla değişik 6ncı maddesinde, veteriner hekimlik mesleğinin icrasına engel olarak;
14/07/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 48. maddesinde devlet memuru olmaya engel olarak;
10/06/1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11inci maddesinde milletvekili seçilmeye engel olarak;
19/10/2005 tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 8. maddesinde, banka kurucu ortağı olmaya engel olarak;
28/03/2001 tarih ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım sistemi Kanununun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 8inci maddesinde, emeklilik şirketi kurmaya engel olarak;
14/07/1966 tarih ve 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanununun 6. maddesinde, çarşı ve mahalle bekçisi olmaya engel olarak;
01/06/1989 tarih ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 4üncü maddesinin 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik (d) bendinde, serbest muhasebeci, mali müşavir ve yeminli mali müşavir olmaya engel olarak;
05/06/1983 tarih ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 56ncı maddesinde, Yüksek Hakem Kuruluna işçi ve işverenler adına üye seçilmeye engel olarak;
07/06/1985 tarih ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanununun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 33üncü maddesinde, meslek mensuplarından oda ve birlik organlarına seçilmeye engel olarak;
16/06/2005 tarih ve 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanun’un 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 2nci maddesinde, lisanslı harita kadastro mühendislik bürosu açmaya engel olarak;
07/06/2005 tarih ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 50nci maddesinde, esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşlarına genel başkan, başkan ve yönetim, denetim, disiplin kurullarına üye olarak seçilmeye engel olarak;
27/10/1999 tarih ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 227nci maddesinde gümrük müşavir yardımcısı olabilmeye engel olarak;
24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 24/02/1988 tarih ve 3409 sayılı Kanunla değişik 8inci maddesinde, hakim ve savcı adayı olabilmeye engel olarak;
25/01/2006 tarih ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanunun 18inci maddesinde, yönetim kurulu üyesi ve genel sekreter olmaya ve ajansta personel olarak istihdam edilmeye engel olarak;
28/09/2006 tarih ve 5548 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 10uncu maddesinde, başdenetçi veya denetçi olabilmeye engel olarak;
22/01/1990 tarih ve 399 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 7nci maddesinde, sözleşmeli personel olarak işe alınmaya engel olarak;
24/04/1969 tarih ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun “Üyelik şartları ve ücret” başlıklı 06/10/1988 tarih ve 3476 sayılı Kanunla değişik 56ncı maddesinin 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik üçüncü bendinde, kooperatiflerde yönetim kurulu üyesi olmaya engel olarak;
18/03/1340 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu’nun 33üncü maddesinde, köy muhtarı ve ihtiyar meclisi üyesi olmaya engel olarak
29/06/2006 tarih ve 5531 sayılı Orman Mühendisliği, Orman Endüstri Mühendisliği ve Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği Hakkında Kanunun 6ncı maddesinde, orman mühendisliği, endüstri mühendisliği ve ağaç işleri endüstri mühendisliği mesleğini icra etmeye engel olarak;
30/09/1983 tarih ve 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6ncı maddesinde, ikrazatçılık yapmaya engel olarak
10/06/2004 tarih ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 10uncu maddesinde, özel güvenlik görevlisi olabilmeye engel olarak;
05/05/1983 tarih ve 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 5inci maddesinde, sendika kurucusu olmaya engel olarak;
28/07/1981 tarih ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 33üncü maddesinde, aracı kurum kurucusu olmaya engel olarak;
14/09/1972 tarih ve 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’nun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 8inci maddesinde, seyahat acentesi sahibi olabilmeye engel olarak;
03/06/2007 tarih ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3üncü maddesinde, anonim şirket şeklinde kurulacak sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucusu olmaya engel olarak;
22/04/1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 11inci maddesinde, siyasi parti üyesi olmaya engel olarak;
21/02/2008 tarih ve 5738 sayılı Spor Müsabakalarına Dayalı Sabit İhtimalli ve Müşterek Bahis Oyunlarının Özel Hukuk Tüzel Kişilerine Yaptırılması Hakkında Kanunun 8inci maddesinde, suç işleyenin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olduğu tüzel kişilerin doğrudan veya dolaylı olarak, kendileri veya başkaları adına ihalelere katılmalarına engel olarak
10/02/2005 tarih ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu’nun 23/01/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanunla değişik 7inci maddesinde, lisanslı depo işletmeye, bunlara ortak olamaya, yönetici ve denetçi olmaya engel olarak;
31/10/2006 tarih ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’nun 35inci maddesinde, alt birlik ve birlik organlarına seçilmeye engel olarak;
14/10/1983 tarih ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun 18inci maddesinde, ticari amaçla, ücret karşılığında hava araçlarıyla yolcu veya yük veya yolcu ve yük taşımaya, ticari amaçla diğer faaliyetlerde bulunmaya engel olarak;
17/06/1992 tarih ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyounu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1inci maddesinde, başkan ve yönetim kurulu üyesi seçilmeye engel olarak;
18/05/2004 tarih ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 74 ve 83üncü maddelerinde, oda ve borsa genel sekreteri olabilmeye ve oda, borsa ve birlik organlarına seçilmeye engel olarak;
21/06/2008 tarih ve 5523 sayılı Türkiye Yatırım Destek Ve Tanıtım Ajansı Kurulması Hakkında Kanun’un 10uncu maddesinde, ajans başkanı ve ajansta personel olarak istihdam edilmeye engel olarak;
20/02/2008 tarih ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 9’uncu maddesinde, vakıf yöneticisi olmaya engel olarak;
gösterilmiştir.
Görüleceği üzere sahtecilik suçundan mahkum olmuş bir kişinin mahkumiyet türü ve süresi ne olursa olsun hemen hemen hiçbir kamu görevine getirilmesi mümkün olmadığı gibi bir çok sivil toplum faaliyetinde bulunması da engellenmektedir.
Yukarıda yer verilen 5237 sayılı Kanunun 206ıncı maddesi hükmü; işlemler genellikle beyana değil belgeye dayalı olarak ikmal edildiğinden bu güne kadar göze batacak şekilde soruna yol açmıyordu. Çünkü beyana dayalı resmi evrak tanzimi minimum düzeyde idi.
Gerçekten olması gereken bir şekilde getirilen yeni düzenleme ile bir çok resmi işlem artık beyana dayalı olarak gerçekleştirilecek ve bu işlemlerle ilgili resmi belgeler de beyana dayanılarak tanzim edilecektir.
Tabiidir ki kötü niyetli kişilerin kasıtla yanlış beyanda bulunarak haklarında olumlu işlem tesis ettirmek istemeleri mümkündür. Örnek vermek gerekirse askerliğini yapmamış olan bir kişinin askerliğini yaptığı beyanıyla, sabıkası olan kişinin sabıkası bulunmadığı beyanıyla bir işlem tesis ettirmesi söz konusu olabilecektir.
Dolayısıyla yetkili kamu görevlisine yalan beyanda bulunarak bir resmi belge tanzim ettiren kişi TCK 206 da yer alan suçu işlemiş olacak ve bu suçtan mahkum olması halinde yukarıda yer verilen bir çok kamu görevine getirilemeyecek, bir çok mesleği icra edemeyecek, seçimle gelinen görevlere atanamayacak ve bir çok sivil toplum faaliyetinden mahrum kalacaktır.
Elbetteki devletin vatandaşına olan güvenini ihlal edenlerin bir yaptırımla karşı karşıya bırakılmaları gerekir. İşlemlerde beyana dayalı sistem getiriliyorsa beyanların doğru bir şekilde yapılması için de bütün önlemlerin alınması bir zorunluluktur. Ancak sağlanan kolaylıkların yanında, beyana dayalı sistemin suiistimali halinde katlanılacak ağır sonuçları hakkında vatandaşın iyi bir şekilde bilgilendirilmemesi kısa zamanda büyük bir yasaklı kesimin doğmasına neden olabilecektir.
Özellikle son zamanlarda adli ceza sisteminde ve özel kanunlardaki yasaklılık hallerinde kapsamlı değişiklikler olduğundan henüz bu konularda oturmuş bir uygulama ve yaygın bir bilgi yoğunluğu da bulunmadığından çoğu zaman karar merciinde bulunanların dahi alınacak mahkumiyetlerden ağır sonuçlar doğabileceğini kestirememeleri mümkündür.
Etkili bir bilgilendirme yapılmadığı takdirde belki de bir çok kamu görevlisi sahtecilik suçunun faili olarak memuriyetten atılacak bir çok meslek mensubu mesleğini icra edemez hale gelebilecek, kamu görevine girmek isteyen veya meslek icra etmek isteyen bir çok vatandaş daha başlamadan yasaklı konuma düşebilecektir.
Cezanın hafif olması nedeniyle paraya çevrilebileceği veya ertelenebileceği düşünülse bile kanunlarda çeşitli kamu görevlerine veya meslek icrasına engel olarak gösterilen suçların cezasının hürriyeti bağlayıcı ceza dışında bir cezaya dönüştürülmesi örneğin adli para cezası verilmesi, sonuca etkili olmayacaktır. Zira sahtecilik suçundan mahkum olmak yasaklı hale gelmek için yeterli olup failin illa hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile mahkum olması gerekmemektedir.
Keza cezanın ertelenmesinin de sonuca etkisi olmayacaktır. Zira 5237 sayılı Kanuna göre cezanın ertelenmesinin sonucu 765 sayılı Kanundan farklıdır. 765 sayılı eski TCK’nun 95’inci maddesine göre cürüm ile mahkum olan kimsenin hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde diğer bir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkum olmaması halinde cezası tecil edilmiş mahkumiyeti esasen vaki olmamış sayılmakta iken 5237 sayılı TCK’nun 51inci maddesine göre cezanın ertelenmesi halinde denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde ceza infaz edilmiş sayılmaktadır. Dolayısıyla yeni hükümlere göre ceza ertelenmiş bile olsa mahkumiyet vaki olduğundan sahtecilik suçundan mahkum olunması halinde ceza ertelenmiş olsa bile fail yasaklı duruma düşecek ve yukarıda sayılan görevleri ve meslekleri belli süreler geçtikten sonra 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 13/A maddesine göre yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı almadıkça icra edemeyecektir.
Ancak söz konusu fiiller nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin çalıştırılması halinde fail hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet bulunmadığından yasaklardan kurtulmuş olacaktır.
Sonuç olarak son yapılan düzenlemelerle resmi işlemlerde beyan esasının benimsenmesi 5237 sayılı Kanunun “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” başlıklı 206ncı maddesinin daha sık işletilmesine neden olabilecektir. Yukarıda belirtildiği üzere adli yaptırım anlamında cezası hafif olmakla birlikte özel kanunlardaki hükümler nedeniyle bu suçtan mahkum olunması ağır sonuçlara neden olacağından en azından suçun unsurları arasına 765 sayılı Kanunun 363’üncü maddesinde olduğu gibi yalan beyanla resmi belge düzenletilmesi halinde bir zararın meydana gelmiş olması halinin de eklenmesi uygun olacaktır. Bu gün için ise; yalan beyanla ilgili müeyyidelerin ve bu suçla mahkum olunması halinde doğacak sonuçların beyanda bulunan vatandaşlara işlemler esnasında etraflıca açıklanması veya basılı materyalle bilgilendirilmesi yoluyla böylesi ağır sonuçların doğması engellenebilecek ve yalan beyanda bulunmak isteyenler içinde bu yöntem caydırıcı olabilecektir.

KAYNAK: http://hukukcu.com/modules/smartsection/item.php?itemid=302